Giresun’un sisli dağları, Karadeniz’in hırçın rüzgârıyla birlikte bir kez daha insanla doğanın kadim mücadelesine sahne oldu. Giresun’un Görele ile Tirebolu ilçeleri arasında uzanan Karlıbel ve Sekü köylerinin yamaçlarında, yalnızca bir sondaj değil; bir direnişin, bir vicdanın yankısı yükseldi.
Aylar önce alınan “ÇED olumlu” kararına karşı açılan dava, Giresun İdare Mahkemesi’nin verdiği yürütmeyi durdurma kararıyla sonuçlanmıştı. Bu karar, dağların, derelerin ve ormanların nefes almasını sağlayan bir hukuk kalkanıydı. Ancak o kalkanın gölgesinde bile demirin ve makinenin sesi yeniden duyulmak istendi.
Alagöz firmasının makineleri, sabahın erken saatlerinde toprağı yarma niyetiyle köy sınırlarına ulaştığında, karşılarında yalnızca bir grup insan değil; yüzyıllardır o topraklarda yaşayanların kararlılığı vardı. Ellerinde pankart değil belki, ama kalplerinde toprağın sesiyle köylüler yolları kesti. Kadınlar, yaşlılar, gençler… Her biri doğanın sessiz çığlığını dile getiren birer sözcüye dönüştü.

“Bu dağlar bizimdir,” dediler. “Bu dereler, bu ormanlar yalnızca bugünün değil, yarının emanetidir.”
Güvenlik güçleri bölgede sükûneti sağlamak için önlem alırken, gerilim büyümeden kontrol altına alındı. Fakat o an, yalnızca bir müdahale değil; hukukun, doğanın ve insanın kesiştiği bir sınavdı.
Davayı köyler adına takip eden Avukat Sevda Karataş Şahin’in sözleri ise bu destanın hukuki temelini hatırlattı:
“Yürütmenin durdurulması kararı bağlayıcıdır. Bu karar uygulanmadığı anda hukuk zedelenir.”

Şimdi gözler valiliğin yapacağı toplantıya çevrildi. Ancak köylüler için mesele yalnızca bir karar değil; bir yaşam meselesi. Çünkü onlar biliyor: Bir kez delinen toprak, bir daha asla eskisi gibi olmayabilir.
Ve Karadeniz’in dağlarında yankılanan bu direniş, belki de sadece iki köyün değil, doğayla uyum içinde yaşamak isteyen herkesin hikâsı olarak hafızalara kazınıyor.










