Doğankent Haberleri-Kumarhaneleri Kapatmaktan Şans Oyunlarından Gelir Elde Etmeye: İktidarın Sosyal Devlet Anlayışı Nereye Gidiyor?
İsmail Hakkı Karagöl
Türkiye’nin yakın siyasi tarihine baktığımızda, devletin vatandaşına bakışını ortaya koyan önemli siyasi tercihlerden biri, Necmettin Erbakan’ın kumarhanelerin kapatılması yönündeki iradesiydi.
O dönemde verilen mesaj açıktı: Devlet, vatandaşının zaaflarından kazanç sağlamamalı; aksine insanı bağımlılıktan, aileyi yıkıcı alışkanlıklardan ve toplumu sosyal sorunlardan korumalıydı.
Bugün ise iktidarın uygulamalarına baktığımızda, bu anlayışla ciddi bir çelişki görüyoruz.
Bir zamanlar kumarla mücadeleyi devlet politikası olarak savunan siyasi anlayışın bugün Milli Piyango, Sayısal Loto, Süper Loto, Şans Topu, On Numara, Spor Toto ve benzeri şans oyunlarının devlet tarafından düzenlenen ve kamu gelirleriyle ilişkilendirilen bir sistem içerisinde devam etmesine nasıl baktığını sormak gerekiyor.
Burada mesele, bu oyunların hukuken yasal olup olmaması değildir.
Asıl mesele siyasi anlayıştır.
Çünkü sosyal devlet dediğimiz kavram yalnızca vatandaşa yardım dağıtmak, sosyal destek vermek veya ekonomik sıkıntıya düşen ailelere ödeme yapmak değildir. Sosyal devlet, aynı zamanda vatandaşını ekonomik ve sosyal risklerden korumak zorundadır.
Peki bugün dar gelirli vatandaşın umutlarını büyük ikramiye hayaline bağlayan bir sistem karşısında devlet nerede duruyor?
Bir vatandaş geçimini sağlamakta zorlanırken, her hafta birkaç liralık veya daha yüksek miktarlardaki şans oyunlarına yöneliyor; milyonlarca insan aynı hayalin peşinden koşuyor. Birkaç kişinin büyük ikramiye kazanması haber oluyor, ancak milyonlarca insanın kaybettiği küçük paralar görünmez kalıyor.
İşte tam da burada iktidara şu soruyu sormak gerekiyor:
Devlet, vatandaşının umudunu korumakla mı yükümlüdür, yoksa o umudun ekonomik bir kaynağa dönüşmesine göz mü yummalıdır?
Benim itirazım şans oyunlarının yalnızca varlığına değil; devletin bu alandaki rolüne yöneliktir.
Çünkü devletin vatandaşına vermesi gereken mesaj, “Bir gün büyük ikramiye çıkarsa hayatın değişir” olmamalıdır.
Devletin mesajı şu olmalıdır:
“Çalışırsan, üretirsen, eğitim alırsan, emeğinin karşılığını alırsan ve adil bir ekonomik düzen içerisinde yaşarsan hayatın değişir.”
Vatandaşa umut satmak kolaydır.
Asıl mesele vatandaşın neden umuda bu kadar fazla ihtiyaç duyduğunu ortadan kaldırmaktır.
Bugün milyonlarca insan yüksek kira, hayat pahalılığı, düşük satın alma gücü, işsizlik ve ekonomik belirsizlikle mücadele ederken; insanların “bir gün talih kuşu konar” düşüncesine sarılması üzerinde ciddi biçimde düşünmemiz gerekiyor.
Çünkü sosyal devlet, vatandaşının çaresizliğinden gelir elde eden değil, vatandaşını çaresizlikten kurtaran devlettir.
Burada iktidara yönelik temel eleştirim tam olarak budur.
Eğer devletin bütçesi üretimden, sanayiden, teknolojiden, ihracattan ve yüksek katma değerli yatırımlardan güçleniyorsa, vatandaşın şans oyunlarına yönelmesine ihtiyaç duymaz.
Fakat ekonomik model içerisinde şans oyunlarından elde edilen gelirlerin de önemli bir unsur hâline gelmesi, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:
Devlet, vatandaşının kaybettiği paradan gelir elde eden bir yapıya dönüşmemeli midir?
Necmettin Erbakan’ın siyasi anlayışıyla bugünkü tabloyu yan yana koyduğumuzda ortaya ciddi bir çelişki çıkıyor.
Bir tarafta vatandaşını zararlı alışkanlıklardan korumaya çalışan bir devlet anlayışı…
Diğer tarafta ise yasal düzenlemeler çerçevesinde şans oyunlarının geniş bir ekonomik sektör olarak devam ettiği günümüz Türkiye’si…
Burada iktidarın özellikle kendi siyasi geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü mesele yalnızca bugünkü uygulamalar değildir.
Mesele, yıllar önce savunulan değerlerin bugün ne ölçüde hayata geçirildiğidir.
Dün “kumar toplumu yozlaştırır” denilirken bugün şans oyunlarının yaygınlaşması karşısında sessiz kalınıyorsa, vatandaşın bunu sorgulama hakkı vardır.
Dün “devlet insanını korumalıdır” denilirken bugün ekonomik sıkıntı içerisindeki insanların şans oyunlarına yönelmesi sıradanlaştırılıyorsa, bunun da siyasi bir değerlendirmesi yapılmalıdır.
Üstelik burada yalnızca iktidarı değil, hepimizi ilgilendiren daha büyük bir mesele var.
Biz nasıl bir toplum istiyoruz?
Üreten, çalışan, alın teriyle kazanan ve geleceğini emeğiyle kuran bir toplum mu?
Yoksa ekonomik sıkıntılar arttıkça büyük ikramiye hayaline sarılan, hayatını değiştirecek mucizeyi bir çekilişte arayan bir toplum mu?
Ben birinci anlayıştan yanayım.
Devletin görevi vatandaşına piyango biletiyle umut vermek değil; vatandaşının piyango biletine ihtiyaç duymayacağı bir ekonomik düzen kurmaktır.
İktidarın da önceliği burada olmalıdır.
İnsanların neden şans oyunlarına yöneldiğini sorgulamak…
Dar gelirlinin neden “bir gecede zengin olma” hayaline kapıldığını anlamak…
Emekli, işçi, memur, esnaf ve gençlerin neden geleceğe güvenmekte zorlandığını araştırmak…
Ve bütün bunların sonucunda insanların umutlarını şans oyunlarında değil, kendi emeklerinde bulabilecekleri bir Türkiye inşa etmek…
Bence gerçek sosyal devlet budur.
Devletin gücü, vatandaşından ne kadar para topladığıyla değil; vatandaşının ne kadar güçlü, özgür ve geleceğinden emin hâle geldiğiyle ölçülmelidir.
Bu nedenle iktidara açık bir çağrıda bulunmak istiyorum:
Kumarhaneleri kapatan siyasi anlayışın mirasını sadece söylemlerde değil, ekonomik ve sosyal politikalarda da yeniden hatırlayın.
Devletin gelir ihtiyacını vatandaşın zaaflarından değil, milletin üretim gücünden karşılayın.
İnsanlara kolay zenginlik hayali değil, çalışarak ve üreterek refaha ulaşabilecekleri bir gelecek sunun.
Çünkü sosyal devlet; vatandaşının umudunu satın alan değil, vatandaşına umut verecek bir gelecek kuran devlettir.
Ve bugün asıl sormamız gereken soru şudur:
Türkiye, vatandaşının umutlarını şans oyunlarına bırakan bir ekonomik anlayışla mı yönetilecek, yoksa vatandaşına emeğiyle kazanabileceği güçlü bir gelecek mi sunacak?
Benim cevabım nettir:
Devlet, vatandaşının kaybettiği paradan değil, milletinin ürettiği değerden güçlenmelidir.
İktidarın da kendi siyasi geçmişiyle bugün geldiği nokta arasındaki bu çelişkiyi yeniden düşünmesinin zamanı gelmiştir.












