Türkiye’nin enerji politikalarında yenilenebilir kaynaklara yönelim hız kazanırken, küresel ölçekte enerji inovasyonunun merkezinde giderek daha fazla enerji güvenliği ve rekabet gücü yer alıyor. Uzmanlar, Türkiye’nin 2035 yılına kadar güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücünü 120 gigavata çıkarma hedefinin bu küresel dönüşümle uyumlu bir strateji olduğunu vurguluyor.

Uluslararası Enerji Ajansının (International Energy Agency) “2026 Enerji İnovasyonunun Durumu” raporuna göre, enerji teknolojilerindeki yenilikleri son dönemde en çok tetikleyen faktör enerji güvenliği oldu. Ankete katılan uzmanların yaklaşık yüzde 80’i, enerji güvenliğini inovasyonu yönlendiren ilk üç unsurdan biri olarak gösterdi. Bu başlık, uygun fiyat ve emisyon azaltımı gibi geleneksel önceliklerin bile önüne geçti. Raporda, jeopolitik gelişmeler ve tedarik zincirlerine ilişkin artan belirsizliklerin enerji teknolojilerinde yeni çözümlere yönelimi hızlandırdığına dikkat çekildi.
Enerji ihtiyacının önemli bölümünü petrol ve doğal gaz ithalatıyla karşılayan Türkiye açısından ise yerli ve yenilenebilir kaynakların artırılması, aynı zamanda elektrik sisteminin daha dayanıklı hale getirilmesi enerji güvenliği stratejisinin temel unsurları arasında yer alıyor.
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, Türkiye’nin 2035 için belirlediği yenilenebilir enerji hedeflerinin enerji dönüşümü açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. Bağ’a göre bu hedefe ulaşmak için önümüzdeki on yılda her yıl ortalama 8 gigavat yeni kapasitenin devreye alınması gerekiyor. Ancak bunun yalnızca yatırım isteğiyle mümkün olmayacağını vurgulayan Bağ, izin süreçleri, şebeke bağlantıları, finansman yapısı ve piyasa düzenlemelerinin de süreci doğrudan etkilediğini ifade etti.
Bağ, Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) mekanizmasında sağlanan istikrarın yatırımcı güvenini güçlendirdiğini belirtirken, bundan sonraki en kritik aşamanın projelerin hayata geçirilme hızının artırılması olduğunu söyledi.
Şebeke altyapısı ve esneklik ihtiyacı
Yenilenebilir enerji kapasitesinin büyümesinin önündeki en önemli engellerden birinin elektrik sisteminin üretimi taşıma ve dengeleme kapasitesi olduğunu belirten Bağ, iletim altyapısına yönelik büyük yatırımların ve uluslararası finansman kaynaklarının kritik rol oynadığını ifade etti. Türkiye’nin 120 gigavatlık rüzgar ve güneş hedefi doğrultusunda “yeşil şebeke” yatırımlarına yönelik teknik ve finansal planlamalar yapılırken, bu alandaki ilk finansman anlaşmasının da Dünya Bankası ile imzalandığını hatırlattı.
Bağ’a göre şebeke dönüşümü yalnızca yeni iletim hatlarıyla sınırlı değil. Batarya depolama sistemleri, talep tarafı katılımı ve esnekliği teşvik eden piyasa mekanizmaları da enerji sisteminin güvenliği açısından büyük önem taşıyor. Aksi takdirde hem sistem güvenliği hem de yatırım verimliliği risk altına girebiliyor.
Öte yandan Türkiye’de devreye alınan yenilenebilir kapasitenin önemli bir kısmının lisanssız yatırımlardan oluştuğunu belirten Bağ, bunun dağıtım şebekelerinin güçlendirilmesi, modernizasyonu ve dijitalleşmesini daha da kritik hale getirdiğini söyledi.

Avrupa enerji sistemiyle entegrasyon fırsatı
Bağ, yenilenebilir enerjideki büyümenin Türkiye’nin Avrupa enerji sistemiyle entegrasyonunu da güçlendirebileceğini ifade etti. Artan yenilenebilir kapasiteye paralel olarak enterkonneksiyon hatlarının kapasitesinin artırılması, senkronizasyon yatırımlarının tamamlanması ve ortak işletim standartlarının geliştirilmesi planlanıyor.
Yenilenebilir enerji payının artması ve elektrik üretimindeki karbon yoğunluğunun azalması, Türkiye’nin Avrupa ile enerji ticareti açısından yeni fırsatlar elde etmesine de katkı sağlayabilir. Aynı zamanda üretimde karbon emisyonlarının düşmesi, Avrupa’ya ihraç edilen ürünlerin karbon ayak izini azaltarak ticari rekabet gücünü artırabilir.
“Hedef iddialı ama gerekli”
Cambridge Üniversitesi Teknoloji Politikaları Profesörü David Reiner ise Türkiye’nin güneş ve rüzgar kurulu gücünü on yıldan kısa sürede yaklaşık üç katına çıkarma hedefinin oldukça iddialı olduğunu ancak doğru bir adım olduğunu belirtti.
Reiner’a göre, bu hedeflerin gerçekleşmesi için yatırım ortamının iyileştirilmesi, düzenleyici çerçevenin güçlendirilmesi ve izin süreçlerinin hızlandırılması gerekiyor. Ayrıca yalnızca yerli yatırımların değil, yabancı sermayenin de çekilmesi büyük önem taşıyor. Çünkü dünyanın birçok ülkesi benzer yenilenebilir enerji hedefleri doğrultusunda ilerliyor ve Türkiye bu yatırımlar için küresel ölçekte rekabet ediyor.
Reiner, rüzgar ve güneş santralleri kurmanın tek başına yeterli olmayacağını vurgulayarak, bu ölçekte bir kapasite artışının enerji depolama sistemlerinin geliştirilmesini, elektrik şebekesinin güçlendirilmesini ve planlama süreçlerinin sadeleştirilmesini de zorunlu kıldığını söyledi.











